Müttefikleri ABD'ye hala güvenebilir mi? - Crisis Group

"ABD'nin yeni yönetiminin meydan okumayı kabul edip etmeyeceği hala belirsiz."

 [ Bu makale International Crisis Group tarafından hazırlanan "2017 Küresel Öngörüler" kapsamında "Can America still rely on its allies?" başlığı ile yayınlanmıştır.]


"Askeri ittifaklar ekonomik olarak ve potansiyel can kayıpları açısından maliyetlidir. Yarım asrı aşkın bir süredir Amerika Birleşik Devletleri, küresel bir ittifak ağını ayakta tutmak için trilyonlarca dolar yatırım yapmış ve askerlerinin hayatlarını ortaya koymuştur.

En uç senaryoda, genişletilmiş caydırıcılığın mantığı; ABD'nin, müttefiklerini savunmak için Amerikan şehirlerini nükleer bir saldırıyla yok olma riski altına sokmaya hazır olması demektir. Bundan daha önemli sonuçları olan bir taahhüt yoktur.


ABD'nin en eski ve en önemli müttefikleriyle ilişkileri gergin durumda. Brexit'in NATO'ya etkileri henüz net değil ancak, Avrupa'daki entegrasyon karşıtı gelişmeler ve Doğu Avrupa'da Rusya'nın hamleleri ittifakın birlik ve beraberliği test etmeye başlamış halde. Avrupa, Orta Doğu ve Asya arasındaki kavşakta, hayati önemde bir müttefik olan Türkiye ile ilişkiler Temmuz ayındaki askeri darbe teşebbüsünden bu yana endişe verici bir durumda. İran'la yapılan nükleer anlaşma nedeniyle İsrail ve Amerika'nın Orta Doğu'daki geleneksel Arap müttefikleri ile olan sürtüşmeler ortadan kalkmadı. ABD askeri gücünün Güneydoğu Asya'ya erişimi için coğrafi olarak önemli olan Filipinler'in yakın tarihte seçilen devlet başkanı Rodrigo Duterte, ülkesinin ABD'den 'ayrılıp' Çin'e yöneldiği ilan etti. Amerika'nın bölgedeki eski müttefiklerinden Tayland ile savunma ilişkileri ülkedeki askeri darbe ardından dondurulmuş durumda. Bir diğer önemli Asya müttefiki olan Güney Kore'de hükümet, politik skandal nedeniyle sarsılıyor.

ABD gibi, pek çok müttefiki de zayıf ekonomik büyüme, popülizm ve politik tıkanma ile boğuşuyor. Ülke içindeki meselelerle meşgul olduklarından, ülke dışında büyüyen tehditler ve meydan okumalarla (Doğu Avrupa ve Orta Doğu'daki Rus maceracılığı, Batı Pasifik'te Çin'in iddiaları, Kuzey Kore'nin kıtalar arası nükleer saldırı yeteneğine doğru ilerlemesi, Orta Doğu'da İran planları, IŞİD ve diğer İslamcı terör gruplarının yayılan tehditleri ile) yüzleşip karşı koymak için psikolojik ve maddi açıdan hazır değiller. ABD seçimlerinin sonucu yeni bir belirsizlik unsuru daha ortaya çıkardı.

Tablo kasvetli ama ABD'nin askeri ittifaklara olan inancını koruması için geçerli sebepler var.

İlk olarak, müttefiklerin hepsi kayıtsız ve güvenilmez değil. NATO üyesi birçok ülke barış güçlerine dahil olma, kalkınma yardımı, afet yardımı, kapasite geliştirme ve diplomasi yoluyla küresel istikrara vazgeçilmez katkılar yapıyorlar.

Güvenlik tehditlerinin hızla arttığını görebilen çoğu müttefik, ittifakın gelişimi için çaba sarf ederken, yeni müttefikler de öne çıkıyor. Orta Doğu'da Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri daha fazla katkı yapıyor. Asya'da Singapur, ABD savaş gemilerine ev sahipliği yapıyor. Vietnam Savaşı'ndan çeyrek asır sonra Amerika silah satış yasağını kaldırdı ve ABD savaş gemileri Vietnam'ın Cam Ranh Körfezi'ne döndü. Bush, yönetimi sırasında nükleer anlaşmaya vardığından beri Hindistan ile savunma ve güvenlik ilişkileri gelişti. Doğu Avrupa'daki savunmasız ülkeler, Birleşik Devletler ve Batı ile daha yakın ilişkiler kurmak istiyorlar. Bu çok farklı bölgelerden ülkeler, aynı tehditlerden korktukları için ABD ile yakınlaşıyorlar.

Müttefiklerden vazgeçmemek için başka bir iyi neden, Amerika'nın düşmanlarının hiçbir şeyi bundan daha çok istemeyeceğidir. Avrupa'da, NATO'nun dağıldığını görmek Vladimir Putin'in en büyük isteklerinden. Asya'da, Çinli yetkililer, geleneksel ABD ittifaklarının Soğuk Savaş dönemi kalıntısı olduğunu ve Amerika'ya güvenilemeyeceğini tekrar tekrar dile getiriyorlar. Mollaların Orta Doğu'ya uzanan bir Pers İmparatorluğu vizyonu, ancak Amerika'nın Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail ile ittifakları yoksa inandırıcı olabilir.

Müttefiklerden vazgeçmemek için en son neden, başka seçeneğin olmamasıdır. Yeni Kongre, sınırlamaları kaldırıp savunma harcamalarını artırsa bile, ABD'nin kendi başına üstesinden gelebileceğinden çok fazla tehdit ve güçlük var. Amerika, sadece askeri kapasitesi ile değil, kullanım-erişim, istihbarat ve bir dizi güvenlik harici konuda da katkı sağlayabilecek güvenilir, uzun dönemli ortaklara ihtiyaç duyacaktır.

İttifakların değerinin açıkça sorgulandığı, benzeri görülmemiş bir başkanlık seçiminin ardından belki de asıl soru, ABD'nin müttefiklerine güvenip güvenemeyeceği değil, müttefiklerinin hala Amerika'ya güvenip güvenemeyeceğidir.

Ulusal güvenlik ekibini bir araya getirmekte olan Trump yönetiminin izleyeceği dış politika, Washington'da ve başta Amerika müttefikleri olmak üzere diğer başkentlerde bir tahmin ve belirsizlik kaynağı olmaya devam ediyor. İlk işaretler çoğunlukla olumlu: Trump Japonya başbakanıyla görüştü, birçok müttefik liderle konuştu ve NATO ile Asya'daki büyük ittifaklar da dahil olmak üzere kilit ittifakların önemini yeniden teyit etti.

Tarih, dünya ile ilgilenmeyip kabuğuna çekilmenin (Son sekiz yıldaki kısmi geri çekilmelerin sonuçlarının da desteklediği gibi) Amerikalıları güvende tutmadığını gösterdi. Dean Acheson'ın, Dışişleri Bakanı olarak (1949-1953) ABD'ye yönelik artan tehditlerle ve ABD içindeki şüphelerle uğraşmak zorunda kaldığı bir dönemde, en iyi şekilde belirttiği gibi, "perdelerimizi kapatıp, dolu bir silahla salonda oturup beklememeliyiz. Tecrit, gerçekçi bir eylem çizgisi değildir. İşe yaramadı ve pahalıya mal oldu."

1930'larda hüküm süren, 1950'lerin başında ve 1970'lerin ortalarında mücadele etmek zorunda kalınan, cezbedici bir tuzak olarak geri çekilme söylemi, bugün bir kez daha duyuluyor. Yeni bir yönetimin başlangıcında, ABD'nin yeni yönetiminin meydan okumayı kabul edip etmeyeceği, öncüllerinin yaptığı gibi Amerikalıları harekete geçirip geçirmeyeceği hala belirsiz. Bir şey kesin: ABD'yi müttefikleri yakından izliyor olacak; düşmanları da öyle."


Son Çeviriler