Dünya savaşını önlemenin yolu karşılıklı nükleer caydırıcılık - Project Syndicate

"Soğuk Savaş sırasında olduğu gibi bugün de dünyayı karşılıklı caydırıcılık kurtarabilir."


Sergey Karaganov / Project Syndicate / 17.02.2017

Sergey Karaganov, Moskova'da Ulusal Araştırma Üniversitesi Uluslararası Ekonomi ve Dış İlişkiler Okulu Dekanı, Rusya Dış ve Savunma Politikası Konseyi Onursal Başkanı.

Uluslararası sistemdeki bozulma, haklı olarak bugünlerde sıcak bir konu. Kurallara dayalı dünya düzeninin temelleri çökerken uluslararası davranış ve ahlakın temel normları bozuluyor. Neredeyse her açıdan, tehlikeli hatta savaş öncesi bir dünyada yaşıyor gibi görünüyoruz.


Rusya ile AB ve AB'nin yakın müttefiki ABD arasındaki ilişkiler giderek kırılgan hale geliyor. NATO ve Rusya arasında askeri-politik sınırı yeniden kurarak Avrupa'da değişen güç dinamikleriyle başa çıkmak için bir çaba var. (Bu defa sınır, Soğuk Savaş yıllarında olduğundan yaklaşık 965 kilometre doğuda.) Fakat bu yaklaşım, özellikle AB'nin kırılganlığı göz önüne alındığında yeni tehlikeler yaratıyor ve düşük bir başarı ihtimaline sahip.

Daha genel olarak, ABD'nin lider olduğu tek kutuplu dünya düzeni ortadan kayboluyor. Elbette bu düzen mükemmel olmaktan çok uzaktı. Aksine, özellikle Amerikan destekli rejim değişiklikleri ile büyük çaplı kargaşaların kaynağı oldu. Orta Doğu'daki kaos bu yaklaşımdaki kusurları örneklendiriyor.

Yine de geçiş sürecinin nasıl yönetileceğine, ABD liderliğindeki düzenin yerini neyin alacağına dair endişeler var. Bu endişeler, ABD'nin kendisi de dahil olmak üzere birçok gelişmiş ülkenin karşı karşıya olduğu siyasi karışıklar nedeniyle artıyor. Ilımlı düzen güçlerinin, dijitalleşmeden küreselleşmeye, dünyaya yön veren güçleri kavrayamaması ve bunlara gerektiği şekilde tepki vermemesi, şimdi ahlaki ve entelektüel boyutlara da varan bir yönetim boşluğuna sebep oldu.

Fakat ufukta yeni bir dünya düzeninin olabileceğine inanmak için bir neden var. (Pax Americana'nın hiç olmadığı kadar istikrarlı ve derli toplu olma potansiyeline sahip bir düzen.) Bu düzenin önemli bir ayağı Rusya olacak.

Dostane bir şekilde adil ve istikrarlı bir dünya düzeni inşa edebileceğine dair umudunu yitiren Rusya, son zamanlarda askeri gücünü geri kazandı. Bu gücü ilk olarak Rusya'nın kendi güvenliği için hayati önemde olduğunu düşündüğü topraklarda NATO'nun genişlemesini durdurmak için kullandı ve böylece genişlemenin kaçınılmaz olarak getireceği geniş çaplı savaşı önledi. İkinci olarak, bu kez hedefi Suriye olan Batı'nın bir diğer gayri meşru rejim değişikliği çabasını önledi. (Burada Rusya hem askeri gücünü hem de diplomatik yeteneğini gösterdi.)

Bu eylemlerle Rusya, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana Batı'nın, uluslararası anlaşmazlıklara neden olan ve kendi ahlaki itibarı ile yumuşak gücünü zayıflatan politikaları izlemeye iten yenilmezlik duygusunu azalttı. Bu anlamda Rusya, küresel düzende dengeleyici bir etki olarak kendini yeniden konumlandırmıştır. (Doğru olsun veya olmasın, Rusya'nın siber taktikler ve propaganda yoluyla Batılı kurumları ve hatta Amerikan demokrasisini baltalamayı başardığı iddiaları bu yoruma pekiştiriyor.)

Soğuk Savaş sonrası stratejik gündemi belirleyen seçkinlere karşı yaygınlaşan politik itirazların da gösterdiği gibi, Batı'nın yenilmezlik duygusu kendi içinde de kuşatma altındaydı. Sovyetler Birliği'nin ortadan kalkmasıyla elde ettikleri ideolojik zafer kalıcı değildi.

Bu durum, bugün Rusya için bir uyarı niteliği taşımalı. Ülke "tarihin doğru tarafında" duruyor gibi görünse de (Sovyetler Birliği'nin asla iddia edemeyeceği bir şey), zafer peşinde koşmak bir hatadır. "Tarihin sonu" yoktur; en kararlı aktör bile istikrarlı, barışçıl ve sürdürülebilir bir dünya düzeni tek başına kuramaz.

Bu nedenle Rusya ve Çin'in daha güçlü bir ortaklık kurmak için çalışıyor olması iyi bir haber. Yine bu sebeple Rusya ile, hegemonyasını kaybetmiş olmasına rağmen önemli bir jeopolitik aktör olmaya devam eden ABD arasındaki derin güvensizliğin de giderilmesi gerekiyor.

Dünyanın en büyük üç gücü, "büyük troyka", yeni ve daha istikrarlı bir dünya düzenine barışçıl geçiş şartlarını yaratmak için bir araya gelmeli. Bu fikir yeni değil, Henry Kissinger ve Zbigniew Brzezinski gibi kişilerce bir şekilde büyük bir troyka önerisi yapılmıştı. Bu önerinin bir nedeni, üçlü bir düzenlemenin ikili ilişkilerin gerginliklerini gidermeye yardımcı olabileceğidir.

Bugün başarının anahtarı, işe yaramadıkları sık sık kanıtlanan silah kontrol anlaşmalarına olan takıntıya bir son vermek ve bunun yerine, uluslararası stratejik istikrarın nasıl geliştirileceği konusunda zor ancak çok önemli üçlü diyalogu başlatmak olacak. Karşılıklı çok taraflı caydırıcılığın güçlendirilmesi yönündeki kapsamlı hedef doğrultusunda, nükleer silahlardan siber güvenliğe kadar tüm güvenlik unsurlar ele alınmalıdır.

Sonunda troyka, diğer gerçek ve egemen aktörleri de "ulusların ahengine" dahil etmek üzere genişletilebilir. Nihai başarısızlığına rağmen, 19. yüzyılda kurulan son ahenk görece bir barış sağladı ve neredeyse bir yüzyıl boyunca etkileyici bir ilerlemeyi destekledi. Çok taraflı karşılıklı nükleer caydırıcılık tarafından desteklenmesi gerekecek olsa da 21. yüzyıl'da yakalanacak ahengin benzer etkileri olabilir.

Yeni bir dünya düzeni gelişmeye başlıyor. Ancak şimdiye kadarki gelişmeler sürecin yavaş, kaotik ve risklerle dolu olduğunu gösterdi. Bu tehlikeli dönemde, başka bir tehlikeli dönemden nasıl kazasız belasız geçtiğimizi hatırlamalıyız. Soğuk Savaş sırasında olduğu gibi bugün de dünyayı karşılıklı caydırıcılık kurtarabilir.

tercumeodasi.org

Son Çeviriler