Trump İran'la kapışma niyetinde - The Economist

"Trump'ın danışmanı , ABD'nin "Orta Doğu'da yeniden büyük çapta kanlı bir savaş" ile sonuçlanması muhtemel bir medeniyetler savaşına girdiğine inanıyor."


The Economist / 25.02.2017

Kaotik, uyumsuz ve şaşırtıcı derecede tutarsız olsa da Trump yönetimi bir konuda birleşmiş halde olabilir: İran. Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen, 2015 yılının ortalarında İran'ın nükleer programını frenlemek için imzalanan anlaşmadan bu yana İran, yaptırımların hafifletilmesi ve yaklaşık 100 milyar dolar tutarında yurt dışı varlıklarına konmuş tedbirin kaldırılması avantajından yararlanarak gücünü bölge geneline daha büyük cesaretle yansıttığına dair yeterli kanıt var. Yeni yönetim Barack Obama'nın İran'ı oltadan kaçırdığı fikrinde.


Anlaşmadan bu yana İran, Suriye'de Beşar Esad'a desteğini artırarak, Rus hava desteğiyle birlikte rejimin varlığını yakın gelecekte garanti altında olduğu bir noktaya getirdi. İran Suriye'de savaşan bir Lübnan Şii milis grubu olan Hizbullah'a ağır silahlar sağlamak için de Rusya ile birlikte çalıştı. Irak, Afganistan ve Pakistan'dan başka Şii milisleri Suriye'ye doldurdu. Bu arada Irak'ta İran destekli milisler, Amerikan destekli Irak güvenlik güçleriyle birlikte İslam Devleti'ne (IŞİD) karşı savaşıyorlar. Fakat IŞİD Musul'dan atıldığı anda, İran'ın Irak'ı kendine bağımlı bir satraplığa (eyalet ç.n.) çevirme girişiminde etkili bir silah olacaklar. Yemen'de iç savaş, resmi olarak tanınan hükümeti destekleyen Sünni Körfez Arapları ile İran'ın eğittiği ve Kızıldeniz'de Amerikan savaş gemilerine ateşlenen füzeler de dahil olmak üzere silah vererek desteklediği Şii Husi isyancılar arasında bir vekalet savaşıdır.

Bu sırada, İran'ın seçkin birlikleri olan Devrim Muhafızları, nükleer anlaşmayı destekleyen 2231 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararının net bir ihlali olmamasına rağmen açık bir meydan okumayla, nükleer savaş başlığı taşıyabilecek kapasitede balistik füze denemeleri yaptı. En son 29 Ocak'ta ABD Maliye Bakanlığı, füze programıyla bağlantılı birkaç İranlı kişi ve şirkete yeni yaptırımlar uyguladı. İran'a yanıt ölçülüydü (Muhtemelen Obama yönetimi tarafından tasarlanmış bir şeydi.) ama kısa ömürlü ulusal güvenlik danışmanı Mike Flynn'in İran'ı "resmi olarak uyardığı" açıklaması ile desteklendi.

Flynn bununla neyi kastetti?

Ancak Flynn'in bununla neyi kastettiği belirsizdi. İran'la karşı karşıya gelmenin şart olduğuna karar vermekle bunu nasıl yapacağını, ABD'yi başka bir Orta Doğu savaşına çekme ve zaten yeterince karışıklık olan bölgedeki durumu daha fazla kötüleştirme riski oluşturmadan bilmek birbirinden farklı şeyler. Nükleer anlaşmanın geleceği de şüpheli. Başkanlık kampanyasında Trump bunu "tarihteki en kötü anlaşma" olarak nitelendirdi ve kongredeki Cumhuriyetçilerinin anlaşmayı pek sevdiği söylenemez. Ancak Savunma Bakanı James Mattis'in ve Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın artan nüfuzu göz önüne alındığında, nükleer meselesini büyük ölçüde önümüzdeki on yıl boyunca masaya getirmeyecek olan ve güçlü bir desteğe sahip uluslararası bir anlaşmayı tek taraflı olarak feshetmek konusunda yönetimde çok az istek var.

Bunun yerine vurgu sıkı uygulama üzerinde olacak. Son zamanlarda gündeme gelen, reaktörleri için izin verilenden fazla miktarda ağır su bulundurması gibi İran'ın küçük ihlalleri dahi tolere edilmeyecek. İran'ın kasten anlaşmayı ihlal ettiği tespit edilirse, Amerika anlaşmanın imzacılarını (Muhtemelen Rusya ya da Çin'i değil ama Fransa, Almanya, İngiltere ve Avrupa Birliği'ni) bazı yaptırımların "çabucak geri gelmesi" gerektiğine ikna etmeye çalışabilir.

Nükleer anlaşma sadece nükleer ile ilgili yaptırımları kaldırdı. Balistik füze faaliyetleri, terörizme destek ve insan hakları ihlalleri ile ilgili diğer yaptırımlar devam ediyor. Daha fazla füze denemesine veya Suriye'de Hizbullah'ı, Yemen'de Husileri silahlandırma ile BM ambargolarının ihlallerine karşı daha fazlası da uygulanabilir.

Amerika, yasadışı finansal faaliyetler ve İran ekonomisinin büyük kısmında parmağı olan Devrim Muhafızları ile bağlantılı herhangi bir ticari kuruluşla iş yapmak konularındaki sıkı kuralları da devam ettiriyor. Trump yönetimi, Tillerson'un öncülü John Kerry'nin yaptığı gibi, uluslararası bankalara İran'daki finansal faaliyetlerinden dolayı cezalandırılmayacaklarına dair güvence vermek için çaba sarf etmek zorunda da değil. Kerry'nin teşvikleriyle bile bankalar temkinli olmaya devam etti.

Yaptırımların yanı sıra, İran'la karşı karşıya gelmek muhtemelen bir askeri bileşeni de gerektirecek, ancak bunun da iyi hesaplanmış olması gerekiyor. İran'ın amacı Bağdat, Şam ve Beyrut'tan geçen bir kontrol hattı oluşturmak. Mattis'e bunun önlenmesi için bir plan hazırlaması söylendi. Yemen'e İran'dan silah tedarikini durdurmak için uluslararası sularda agresif şekilde devriye gezilmesi gibi Suudiler ve Emirliklere daha doğrudan yardım edilmesi olası. İran devriye botlarının tehlikeli bir şekilde yaklaştığı Amerikan savaş gemileri, tepkilerinde daha önce olduğu gibi ihtiyatlı olamayabilirler. Suriye'de, Rusya ile İran arasındaki ittifakı bozmaya dönük bir girişim olacakmış gibi görünüyor.

Moskova'ya IŞİD'e karşı askeri işbirliği yapılması ve gelecekteki bir anlaşmanın şartlarının kararlaştırılmasında Rusya'nın rolünün tanınması için bir teklif olacak. Eğer başarısız olursa, ki muhtemel, Mattis Amerika'nın Suriye'de şu anda bulunan bir avuç özel kuvvet askerinden daha fazlasına ihtiyaç duyacağına karar verebilir. Obama'nın yüksekten konuşup küçük bir sopa gösterme politikasının taraftarı değildi.

En büyük güçlük Irak olacak. Bu hafta ülkeyi ziyaret eden Mattis, IŞİD ile mücadeleye yardım eden 6.000 ABD askerinin Musul'un düşmesinden sonra bir süre daha Irak'ta kalacağını söyledi. Onların varlığı ve sağladığı siyasi nüfuz olmadan, İran'ın dilediği şekilde bir hükümet kurmasını engellemek için çok az şey olacağını biliyor.

İran, Senatör Lindsey Graham'ın 19 Şubatta söylediği gibi, "kelimenin en özlü anlamıyla kötü bir aktör" olabilir. Ancak elinde bol imkanı olan bir kötü aktör. Karşı karşıya gelmeye yönelik herhangi bir girişim, durumu tırmandırma riski taşıyor. Trump'ın güvenilir danışmanı Stephen Bannon, Amerika'nın "Orta Doğu'da yeniden büyük çapta kanlı bir savaş" ile sonuçlanması muhtemel bir medeniyetler savaşına girdiğine inanıyor. Bu kehaneti gerçekleştirmeden İran'ı dizginleyen bir plan hazırlamak Mattis ve Tillerson'ın işi.

tercumeodasi.org

Son Çeviriler