ABD'nin İran stratejisi - The Brookings Institution

"İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Sünni Arap ülkelerinde, İran'a karşı ortak çıkarları olan etkili bölgesel stratejik ortaklara sahip olması ABD için bir şans... ABD fırsat varken İran'la yüzleşmeli."


Martin S. Indyk / The Brookings Institution / 29.03.2017

Brookings Enstitüsü Müdür Yardımcısı Martin S. Indyk'ın 28 Mart'ta ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesine sunumundan.

İran, ABD'nin ve Ortadoğu'daki müttefikleri-ortaklarının çıkarlarına karşı geniş kapsamlı bir meydan okuma ortaya koyuyor. İran geçtiğimiz kırk yılda Levant'taki Lübnan ve Suriye'den Körfez'deki Irak ve Bahreyn'e, Kızıldeniz'deki Yemen'e uzanan bir nüfuz ekseni kurmayı başardı. Şu an ABD'nin ihtiyacı; kapsamlı, entegre ve sürdürülebilir bir "geri itme" stratejisi.

Böyle bir Amerikan stratejisi, Ortadoğu'da her şeyin birbiriyle bağlı olduğunu hesaba katmalıdır. Yemen'de İran'a dönük bir hamleye karşı Bahreyn'deki Şii nüfusu ayağa kaldırabilirler. Suriye'de İran'ı geri itmeye karşı Irak'taki Şii militanları oradaki IŞİD'i yok etme çabalarımızı baltalamak için kullanabilirler veya Gazze'den İsrail'e roket atması için Hamas'ı teşvik edebilirler.


Kapsamlı bir stratejinin en az altı başlık içermesi gerekir:

1.İran'la yapılan nükleer anlaşmanın sıkı şekilde uygulanması.

Anlaşma, eksiklikleri ne olursa olsun, İran'ın nükleer silah tehdidine ve bunun kaçınılmaz olarak sebep olacağı nükleer silahlanma yarışına karşı hayati bir 10 yıl kazandırmayı başardı. Çatışmalarla dolu Ortadoğu'da İran'a karşı koymak kolay değil fakat aynı zamanda İran'ın nükleer silah tehdidiyle karşı karşıya olmadığımızda her şey daha kolay oluyor. İranlılar anlaşmaya sıkı sıkıya bağlı kaldıkça ABD ve bölgesel müttefikleri, geri itme stratejisinin diğer unsurlarını geliştirmek ve uygulamak için önemli bir zaman kazanmış olacak.

2.Irak hükümetine destek.

IŞİD'i yenerek Musul'un ve Irak'ın Sünni bölgelerinin kontrolünü ele geçirmeye çalışan Haydar el-İbadi hükümetine ve Irak Silahlı Kuvvetleri'ne destek verilmeli. İran'ın Irak'taki nüfuzunun ortadan kaldırılması, komşu Irak ve İran Şiileri arasındaki tarihi ve dini bağlar göz önüne alındığında yapılabilir veya gerekli bir hedef değil. Ancak, mevcut Irak hükümetinin, önceki Maliki hükümetinde söz konusu olmayan şekilde, İran'ın Bağdat'taki nüfuzuna karşı etkili bir karşı dengenin sağlanmasını memnuniyetle karşılıyor oluşu bu karşı dengenin kurulabilmesi oldukça mümkün kılıyor.

IŞİD'in ortadan kaldırılması Musul'da ve kurtarılan diğer Sünni yerleşimlerde büyük bir yeniden yapılandırma sorunu yaratacaktır. İbadi hükümetinin öncülük edeceği ve ABD tarafından desteklenen büyük bir yeniden yapılandırma çabasına Sünni destek alınması özellikle önem taşımaktadır. İran'ın kontrolündeki Şii milislerin boşluğu doldurmalarına ve bu süreçte Irak'ın kuzeyinden İran ve Suriye arasında bir köprü kurmalarına izin verilmemesi zorunludur.

3. Yemen'deki iç savaşta siyasi bir çözümünün teşvik edilmesi.

Trump yönetimi Yemen'de iki yıldır süren harekatlarında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne askeri desteği artırmayı düşünüyor. Bunu yapmak, binlerce sivilin ölümüne ve büyük insani acılara sebep olan savaşı sona erdirmek için diplomatik bir stratejiyle beraber yürütülürse mantıklı olur. Aksi halde ABD, bizden önceki pek çok dış güç gibi Yemen bataklığına saplanacaktır.

Savaş alanındaki kazanımlar müzakere masasındaki dinamikleri etkiler. Bu bağlamda, Kızıldeniz'deki Hudeyde limanının kontrolünü ele geçirmek için yapılan başarılı bir hamle Husilerin hesaplarını etkileyebilir ve müzakerelerde daha ciddi ve makul olmalarını sağlayabilir. Fakat Amerikan desteğinin, Suudi müttefiklerimizin de siyasi bir çözüm arayışı içinde olmaları şartına bağlanması gerekiyor.

4. İran'ın Suriye'deki etkisini azaltma.

Bu iş zor ve karmaşık olacak. Gerçekçi olamayan "İran'ı Suriye'den çıkarma" hedefi ile ilgili üstünkörü konuşmak bunun uygulanmasına yardımcı olmuyor. Mevcut koşullarda bizim de Rusların da bu amaca (ne kadar arzu edilir olsa da) ulaşmak için iradesi veya kapasitesi olmadığını kabul etmeliyiz.

İran Suriye'de müthiş bir yapılanma geliştirdi: İranlılar, Esad rejiminin kalan yönetim organlarına nüfuz etti ve Suriye'nin batısında hükümet kontrolündeki bölgelere yaklaşık 30.000 kuvvet yerleştirildi. (Yaklaşık 5000 İran Devrim Muhafızı, Besic ve İran Ordusu unsuru; Lübnan'dan 3.000-5.000 oldukça iyi eğitimli Hizbullah savaşçısı; Afganistan ve Pakistan'dan yaklaşık 20.000 Şii milis) Bu kuvvetler, Suriye ordusunun kalan güçlerinden veya şu anda orada konuşlanan Rus güçlerinden çok daha büyük.

İran'ın kontrolündeki durum iki ana faktörle destekleniyor:

  • 1980'lerde Esad'ın babası tarafından kurulmuş olan İran-Esad ittifakı. O zamandan bu yana oğul Esad, hayatta kalmak için Tahran'a her zamankinden fazla bağımlı hale geldi. Bunun nedenle Esad İran'ın Suriye'den çekilmesini talep etmeye kalkışamaz. Öncelikli çıkarı rejimin hayatta kalması olduğundan Rusya da öyle.
  • İran'ın daha geniş hegemonya el etme stratejisinin kilit noktası olduğundan Suriye'de bir dayanağa sahip olmayı sürdürmek İran'ın "temel çıkarı" Bu dayanak noktayı kaybetmesi, İran'ın bölgesel stratejisinin en önemli unsuru olan Hizbullah'ın Lübnan'daki kontrolünü ciddi bir şekilde tehlikeye atacaktır. Bu durum, kendisini Suriye'den çıkarmaya yönelik çabalara İran'ın şiddetle karşı koyacağı  anlamına geliyor ve İran bunun için hayli imkana sahip.

Rusya ve İran, Esad rejimini iktidarda tutmayı isterken aynı zamanda Şam'da nüfuz mücadelesinde rakipler ve Esad onları birbirlerine karşı kullanmanın tadını çıkarıyor. Bu rekabetten faydalanmak, Suriye'deki İran etkisini azaltma amaçlı bir Amerikan stratejisi için yararlı olur. Bununla birlikte, bu oyunun kesin üst sınırları vardır. Rusya, ABD ile ortaklık uğruna Suriye'deki nüfuzunu baltalayacak bir işbirliği yapmayacaktır. Bu nedenle Rusya'nın İran'ı Suriye'den çıkaracağı fikri tehlikeli bir fantezidir. Ukrayna nedeniyle Rusya'ya uygulanan yaptırımları kaldırarak böyle bir fantezinin peşinden gitmemiz gerektiği fikri, yaptırımları kaldırmanın özellikle Doğu Avrupa'dakiler olmak üzere Avrupa'daki müttefiklerimize etkisi göz önüne alındığında, stratejik bir suistimal olur.

Bu nedenle daha mütevazi hedefler koymalıyız. Örneğin, Rusya'ya Suriye'de İran liman tesislerine karşı çıkması için baskı yapmalıyız. İran kontrolündeki bir liman, İran'ın Hizbullah'a silah göndermesini kolaylaştıracak ve Rusya'nın da çıkarlarına ters olarak İran ile İsrail arasındaki anlaşmazlığı daha da şiddetlendirecektir. Benzer şekilde, Rusya'nın İran ve Hizbullah'a, güçlerini güneyde Golan Tepeleri'ne göndermemesi için baskı yapması konusundaki İsrail'in ısrarını desteklemeliyiz. 

Son olarak, Yemen'de olduğu gibi Suriye'de de, nihayetinde kaçınılmaz olarak Esad'ın iktidardan ayrılışını getirecek bir siyasi çözüm için elimizden geleni yapmalıyız. Siyasal uzlaşmanın bir şartı tüm yabancı güçlerin ülkeden ayrılması olmalıdır. Bu ilke, Lübnan iç savaşını sona erdiren ve sonunda Suriye güçlerinin Lübnan'dan barışçıl bir şekilde ayrılmasını sağlayan Taif Anlaşması'na dahil edilmişti. Çatışma sonrası dönemde İran kontrolündeki Şii milislerin egemen olmasını istemeyen Suriyeliler bu ilkeye sıcak bakacaklardır. Ayrıca bize, ülkeden nihai ayrılışlarını talep etmek için meşruiyet sağlayacaktır.

5. Bölgesel müttefiklerimizin yeteneklerini uzun vadede sürdürebilir, yük paylaşımını sağlayacak bir bölgesel güvenlik çerçevesi dahilinde uyumlu hale getirme.

İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Sünni Arap ülkelerinde, İran'ın tehdit edici hırslarına karşı çıkmada ortak çıkarları olan etkili bölgesel stratejik ortaklara sahip olması ABD için bir şans. Her birinin kendi stratejik perspektifi olsa da, bölgede birlikte çalışma konusunda yeni bir hazırlık var. Örneğin Türkiye, Körfez ülkeleri ve Mısır İsrail'le işbirliğini geliştiriyor. Müttefiklerimizin, İran'a karşı çabalarımızı daha etkili bir şekilde koordine etmemizi sağlayacak bir bölgesel güvenlik düzenlemesinde bir araya gelmeye hazır olup olmadıklarını test etme zamanı geldi.

6. Bölgedeki hırsları ve davranışları ile ilgili İran'la görüşmelerin temellerini hazırlamak.

İran nükleer anlaşması, hedeflerimize ulaşmak için manivela olarak yaptırımlar ve uyumlu bir diplomasi yoluyla İran'la uygulanabilir anlaşmalara varmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Yakın zamanda önerilen bir ABD yaptırım yasası İran'la bir müzakereye temel oluştururken şunlar üzerinde yoğunlaşıyor:
  • İran'ın devrimini ihraç etme ve bölgedeki Arap devletlerinin içişlerine müdahale etme çabaları,
  • İran'ın istikrarı bozan bölgesel faaliyetleri ve teröre desteği,
  • İran'ın kıtalararası balistik füze programı ve nükleer anlaşmanın sona ermesinin ardından nükleer faaliyetleri.
Yaptırımlar ve stratejinin diğer unsurları ile desteklendiği, bölgesel müttefiklerimizle tam bir uyum içinde yürütüldüğü sürece müzakereler, İran'a karşı bir ödün veya zayıflık işareti değil; rahatsız edici davranışını temelden değiştirse ABD ve onun bölgedeki müttefiklerinin kendisiyle yapıcı, normalleşmiş bir ilişki kurmaya hatta bölgesel bir güç olarak statüsünü tanımaya hazır olduklarını göstermenin bir yolunu temsil ediyor. Gerçekten de İranlılar bu konularda ciddi bir müzakereye istekli olduklarını kanıtlarlarsa, biz de tüm ikili yaptırımları kaldırma konusundaki istekliliğimizi göstermeye hazır olmalıyız. (Masaya sopayla beraber havucu da koymak gibi)

İran'ın bölgesel hegemonik heveslerine karşı koymak hayati derecede önemli bir mesele. Bu amaca ulaşmak için, arkalarında durmaya hazır olmadığımız sürece tehditler savururken dikkatli olmalıyız ve elde etmek için irademizin ya da çıkarımızın olmadığı hedefler açıklamaktan kaçınmalıyız. Her şeyden önce, stratejimizin mantıksal sonuçları konusunda dikkatli olmalıyız ve istediğimizin tam tersi yönde de etki yapabilecek bir sürece başlamadan önce bunlar üzerine düşünmeliyiz. Ancak bu uyarıların hiçbiri ABD'yi, fırsat varken İran'la yüzleşmekten caydırmamalı.

tercumeodasi.org




Son Çeviriler