Kuzey Kore ile müzakere ABD için hala en iyi seçenek - Foreign Affairs

"Kabul edilebilir bir askeri seçenek yok, Kuzey Kore nükleer silahlarından vazgeçmeyecek."


Michael Fuchs / Foreign Affairs / 21.12.2017


Er ya da geç ABD Kuzey Kore ile ya görüşmelere başlayacak ya da savaşacak. Savaşın kabul edilemez sonuçları göz önüne alındığında, diplomasi konusunda gerçekçi olmanın zamanı geldi. Bu sadece müzakerenin denemeye değer olup olmadığını tartışmak değil; diplomasiye bir şans vermek adına tarafların neleri kabul edebileceğini ve kabullenmek zorunda kalacağını açıklığa kavuşturmak anlamına geliyor.

ABD'nin Kuzey Kore'ye yönelik politika seçenekleri konusundaki tartışma, tarafların açık sözlü olmaması nedeniyle uzun zamandır sıkıntılı bir şekilde yürütülüyor. Askeri saldırı çağrıları, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster ve birçokları tarafından sunulan mantık çerçevesinde, Pyongyang'ın caydırılmasının mümkün olmadığı şeklindeki yanlış inanışa dayanıyor. Bu arada diplomasiyi savunanlar, müzakerelerin başarısız olma ihtimalini daha yüksek hale getiren ciddi engelleri nadiren ele alıyor. Uygulanacak baskının Kuzey Kore'yi, oldukça değerli gördüğü nükleer cephaneliğinden vazgeçmeye zorlayacağı iddiaları da aynı şekilde gerçekçi değil.

Karar alıcılar gerçeklerle yüzleşmeli. Kaçınılmaz olan misilleme ve kitlesel can kayıpları göz önüne alındığında, ilk saldırı konseptini içeren kabul edilebilir bir askeri seçenek yok, Kuzey Kore yakın gelecekte nükleer silahlarından vazgeçmeyecek. Barışın korunmasının yolu nihai olarak diplomasiyi işler hale getirmekten geçiyor. "Karşılıklı durdurma" anlaşması (Pyongyang'ın füze ve nükleer denemelerini, Washington'un Güney Kore ile askeri tatbikatlarını durdurması) müzakerelerin başlamasına yardımcı olabilir. Ancak böyle bir anlaşma bile, kaçınılmaz olarak taleplerde değişiklikleri ve politik fedakarlıkları içerecek zorlu bir diplomatik sürecin başlangıcını oluşturmak öteye geçmez.

Görüşmeler başladığında ABD; taleplerinin ve verebileceği ödünlerin yanı sıra nükleer güce sahip bir Kuzey Kore ile yaşamaya hazır olduğu gerçeğini de açıkça belirtmeli. Üst düzey yetkililer bunu kamuoyu önünde söyleyemese de ABD aslında son on yıldır bunu yapabileceğini gösteriyor. Uzun vadeli hedef, "nükleer silahlardan arındırılmış bir yarımada" olarak kalmalı (hem diplomasiye politik destek sağlamada hem de Pyongyang'a karşı eli güçlendirmede yararlı) ancak şimdilik bu hedef ikinci planda olmalı. Müzakereciler, nükleer bir Kuzey Kore'nin oluşturduğu tehdidi azaltmak için kısa vadeli bir hedef izlemeli; az sayıda makul hedefe odaklanmalı.

Bu yaklaşım çok sayıda riski içinde barındırıyor. Pyongyang hile yapabilir. ABD'nin nükleer bir Kuzey Kore'yi kabul etmesi onu daha tehlikeli faaliyetlere girişmesi için cesaretlendirebilir ve taleplerini keskinleştirebilir. ABD'nin askeri tatbikatları konusunda verilecek tavizler Çin'in, Asya'daki ABD askeri varlığından kurtulabileceğini düşünmesine yol açabilir.

Bu tür risklere karşı Washington, görüşmelerin başlamasıyla eş zamanlı olarak başka tedbirler de almak zorunda. Füze savunması gibi caydırıcılık faktörlerini güçlendirmeli, diplomatik gayretlerinde Güney Kore ve Japonya ile yakın çalışmalıdır. Önceden planlama ve sürekli koordinasyon ile ABD müttefikleri büyük olasılıkla müzakerelere yönelik bu yaklaşımı destekleyecektir. Sonuçta, ABD ile ittifaklarını korumak ve Kore yarımadasında bir savaşı önlemek istiyorlar.

Sonuç olarak asıl soru, ABD'nin istediği her şeyi alıp alamayacağı değil; bir anlaşmanın yaşamsal çıkarlarını güvence altına alıp alamayacağıdır. Kuzey Kore örneğinde bunun anlamı Amerikalıların hayatlarını korumak, barışı sürdürmek, müttefikleri güvence altına almak ve Kuzey Kore'nin nükleer ve füze programlarına ket vurmak demektir. Şu an, bu temel hedefleri gerçekleştirmek için hala bir şans var. Pyongyang, sahip olduğu silahlarla artık yeterince güvende olduğunu düşünebilir ve Pekin ile arasındaki son gerginlikler, kadim müttefikine olan bağımlılığını azaltmak için sebep veriyor. Washington, Asya'daki müttefiklerinin yanında olma uğruna ABD şehirlerine yönelik saldırı riskini göze almaya istekli olup olmayacağı konusunda sorular sorulurken herhangi bir yanıt vermemesinin ittifaklara zarar vereceğini, Çin ve Kuzey Kore için fırsatlar yaratacağını görmeli. Başka bir deyişle, zaman geçtikçe seçenekler daha da kötüleşecek.

tercumeodasi.org

Blogger tarafından desteklenmektedir.