NATO-Türkiye krizi: Ne kadar derinleşebilir? - Valday Kulübü


"Türkiye-Batı ilişkilerindeki ciddi sorunlar kurumsal bir kriz seviyesine ulaştı."


Sinan Oğan / Valday Tartışma Kulübü / 15.12.2017

Ortak bir askeri tatbikatta ülkenin liderlerini "düşman" olarak tasvir etme gibi eylemlerden dolayı Türk kamuoyunda NATO'ya olan güven son zamanlarda azalıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın hedef alınması kabul edilemez. Olay ayrıntılı olarak araştırılmalı ve Türkiye'ye yönelik bu düşmanca tutumun nedenleri aydınlatılmalı.

Bu olay daha büyük bir resmin parçası. Batı ile ilişkilerinde Türkiye'nin ciddi sorunları var ve bu durum tam ölçekli kurumsal bir kriz seviyesine ulaştı. Türkiye'nin NATO sorunu, Almanya, Hollanda ve ABD ile krizlerin bir yansıması olarak görülebilir. Türkiye-NATO ilişkilerindeki sorunlu noktalar, Türkiye NATO üyesi olduktan bu yana tartışılıyor. Türkiye'nin terörle mücadelesinde NATO'nun yetersiz desteği ve sınır güvenliği konusunda NATO'dan yeterli yardım almaması öne çıkan meseleler.

Türkiye'ye konuşlandırılan Patriot füzelerinin çekilmesi, füzelerin koz olarak kullanıldığı algısını güçlendirdi. Ayrıca, Rusya'dan S-400 satın alınması NATO'daki rahatsızlığı artıran bir faktör ancak Türkiye S-400 satın alma konusunda kararlılığını sürdürürken Fransız-İtalyan konsorsiyumu Eurosam-T ile de bir anlaşma imzaladı. Dolayısıyla, Batı ile olan bağların kopmadığı unutulmamalı.

Türk hükümetinin bakış açısına göre, başarısız darbe girişiminde NATO'nun rolüne dair endişeler henüz ortadan kalkmadı. FETÖ elebaşı Fethullah Gülen'in Türkiye'ye iade edilmemesi Türk-Amerikan ilişkilerini gerdi. Bu arada, FETÖ okullarını yasaklayıp yıllar önce kapatan Rusya, FETÖ ile mücadele sürecinde Türkiye'ye daha fazla güven verdi.

15 Temmuz 2016'dan sonraki dönem, belirtilen bu faktörlerle incelendiğinde NATO ve AB ile sorun yaşayan Türkiye'nin yavaş yavaş Rusya'ya yöneldiği görülüyor. İki taraftan da sıkça gerçekleştirilen ziyaretlerin nedenlerinden biri bu. Önceki dönemlerin aksine, Türkiye'nin bölgesel ilişkilerdeki tutumu Rusya ve İran'la daha uyumlu hale geldi. Bu yeni politika Astana süreciyle test ediliyor.

ABD YPG ile devam etmeyi tercih ederken Türkiye-Rusya-İran uzlaşması, YPG ile ilgili sorunlar çözülürse, bölgedeki güç dengesini değiştirebilir. Bu nedenle, Rusya YPG konusundaki konumunu açıklığa kavuşturmalı ve YPG'yi bir terör örgütü olarak tanımalıdır. Türkiye'nin Rusya'ya yönelik hamleleri, Türk dış politikasında alternatiflerin değerlendirildiği mesajıdır.

Yeni NATO konsepti ve ABD'nin Ortadoğu politikası bağlamlarında Türkiye'nin konumunun tam olarak belirlenmemiş oluşu ile desteklenen gerginlik atmosferi içinde bölgesel meselelerle ilgili görüşlerde farklılıklar, anlaşmazlıklar ve periyodik güç gösterileri ortaya çıkıyor. "Komünizme karşı ileri karakol" olarak Türkiye'nin Soğuk Savaş konumu ve "model ülke"liği Arap Baharı ile sona erdi. İttifakta ikinci büyük orduya sahip olan Türkiye, NATO'nun dönüşüm sürecinde beklenen gerekli ilgiyi görmedi.

Aslında, pek çok açıdan NATO demek ABD demektir. Dolayısıyla, ABD'deki Zarrab Davası ve Suriye'deki terör örgütü YPG'nin silahlandırılmasıyla ilgili sorunları çözmeden önce Türkiye'nin NATO ile verimli bir ilişki kurabilmesi çok zor görünüyor. Sorunların çözümü için NATO'nun bir diyalog mekanizması olma niteliği yok. Tüm bunlara rağmen, NATO'dan çıkmak, bu tür uluslararası örgütlere katılmak kadar zor bir süreçtir. Türkiye'nin savunma sistemlerinin NATO içinde işleyişi ve NATO şemsiyesi altındaki üsler dikkate alındığında, özellikle bölgenin hayati sorunlarıyla uğraşıldığı bir dönemde NATO'dan ayrılmak pek mümkün değil. Bunun yerine Türkiye, veto hakkının bulunduğu NATO içinde kalarak konumunu korumaya çalışıyor.

tercumeodasi.org

Blogger tarafından desteklenmektedir.