Türkiye'nin Suriye stratejisini anlamak - WOTR

"Suriye'deki 'Türk trajedisi' Erdoğan ve onun Türkiye'nin iç ve dış siyasetini yeniden kurma girişimleriyle başlıyor."



Burak Kadercan /  War On The Rocks / 04.08.2017


Türkiye Suriye'de neyin peşinde? Türkiye'nin politik hedefleri neler? Ankara hangi askeri ve politik stratejileri izliyor? Bu sorulara verilmiş olan cevaplar iki eğilim nedeniyle yetersiz. Bu eğilimlerden ilki "anlık durum analizi" olarak adlandırılabilir. Çoğu analist sadece son gelişmelere odaklanmaktadır. Fakat Türkiye'nin Suriye stratejisi, iç savaşın ilk günlerinden itibaren altı yıllı kapsayan bir değerlendirme yapılmadan tam olarak anlaşılamaz. Stratejik çalışmalar diliyle; operasyonel ve taktiksel ayrıntılara takılanlar, Türkiye'nin Suriye'deki genel duruşunu anlayamaz. Yapılması gereken, stratejik düzeyde büyük resme bakmaktır. Örneğin Suriye'nin kuzeydoğu sınırındaki Kürt kantonu Afrin'de şu an yaptıklarına bakarak, Türkiye'nin Suriye stratejisi anlaşılamaz. Türkiye ve Suriyeli ortakları Afrin'de YPG pozisyonlarını bombalamaya ve savunma hatlarını test etmeye yönelik operasyonlara başladı, Türk medyasında "kapsamlı harekat" söylentileri dolaşıyor. Ankara'nın şu an Afrin'de ne yaptığını anlamak için "Türkiye altı yıldan uzun süredir Suriye'de ne yapıyor?" sorusunu sormak gerekiyor.


Türkiye'nin Suriye'ye politikası konusundaki yargıları sakatlayan ikinci eğilim, "reductio ad Erdoganum" [Erdoğan'a indirgeme ç.n.] yani Ankara'nın her hamlesini Erdoğan'ın kişilik özellikleri ile açıklama eğilimidir. Batı medyasında Erdoğanofobinin yükselişi de göz önüne alındığında (ironik olarak demokratik eğilimleri ve liderlik becerileri nedeniyle on yıldır Erdoğan'dan sürekli övgüyle bahsediliyordu.) çoğu analiz, "... çünkü Erdoğan çok kötü bir insan" ya da "... çünkü o modern bir padişah" demekten ibaret kalıyor.

Örneğin birçok analist Türkiye'nin Suriye'deki YPG karşıtı duruşunu, Erdoğan'ın Kürtlere karşı yürüttüğü mücadelenin bir parçası olarak yorumluyor. Ancak bu analistler, sadece birkaç yıl öncesine kadar Erdoğan'ın, PKK ile bir "barış sürecini" açık bir şekilde yürüten ilk Türk lideri olduğunu unutuyorlar. PKK ile yapılan müzakereler sırasında seçim sistemindeki değişiklikler, dil haklarının genişletilmesi ve köylere orijinal Kürtçe isimlerinin verilmesi de dahil olmak üzere kapsamlı reformlar yapıldı. Erdoğan, yalnızca aşırı-milliyetçiler değil aynı zamanda pek çok laiklik yanlısı tarafından da "hain" olarak bile adlandırıldı. Üstelik, Kürt seçmenler Erdoğan için oldukça önemli. Erdoğan 2014 yılına kadar Kürt oylarının neredeyse yüzde 40'ını alabiliyordu. Üstüne üstlük, Erdoğan döneminde Türkiye Irak'taki Kürt Bölgesel Yönetimi ile sağlam bir ittifak kurdu. Erdoğan usta bir pragmatist; basit bir şekilde otokratik eğilimleriyle açıklanamaz.

Tüm bunları anlamak için izlenebilecek daha iyi bir yol mu? Bunun başlangıç noktası, Erdoğan'ın stratejik tercihlerini altı yıllık Suriye iç savaşının gelişimi bağlamında değerlendirmektir. Böyle bir noktadan bakıldığında, Türkiye'nin Suriye stratejisi bir Eski Yunan trajedisinin Türk versiyonuna benziyor. Ankara'nın Suriye'de ve Suriye üzerinden hatalı bir şekilde şan-şeref ve haz arayışı ile başlıyor daha sonra kendi kendisini tuzağa düşürme hikayesine ve kendisinden kaynaklanan bir trajediye dönüşüyor. Bu durumda her yanlış hamle, Türkiye'yi daha da kötü bir noktaya taşıyor. Suriye'deki "Türk trajedisi" Erdoğan ve onun Türkiye'nin iç ve dış siyasetini yeniden kurma girişimleriyle başlıyor.

Özetle, kibir ve hırsla, stratejik ortam ve küresel durum ile ilgili yanlış varsayımlarla hareket eden Ankara, Esad rejimini yıkmak için Suriye'ye koştu ve acınası bir şekilde başarısız oldu. Ankara'nın Esad saplantısı onu IŞİD ve YPG'nin yükselişine karşı kör etti. Sonuç bir trajedi oldu: Türk hükümeti sahada IŞİD ile mücadele için kanını döktüğü halde genellikle IŞİD sempatizanı ve Kürt karşıtı olarak gösteriliyor. Daha da önemlisi, doğrudan ABD desteği ve eşi görülmemiş küresel kamuoyu desteği ile güçlenen YPG, yakın bir zamanda ortadan kalkmayacak.

Suriye'deki Türk dış politikası, uluslararası siyasetin, Erdoğan'ın ustası olduğu iç siyasetten ne kadar farklı bir alan olduğunun iyi bir göstergesi oldu. Kendinizi ve düşmanlarınızı, bunlarla birlikte ilk stratejinizin ikincil ve üçüncül etkilerini yanlış hesapladınız ve gerçekler karşılık verdi.

Peki bugün Türkiye nasıl hareket eder? Türkiye, YPG'nin yükselişiyle birlikte büyük bir tehditle karşı karşıya ve risk almaya hazır. YPG'nin oluşturduğu tehdit Erdoğan'dan bağımsızdır. İktidarda Erdoğan yerine ülkenin eski seküler muhafızları olsaydı bile, Temmuz 2017 itibariyle Türkiye'nin bu tehdit algılamasında en ufak değişiklik olmazdı. Hatta Erdoğan'ın, 2017 itibariyle, YPG'nin yükselişi karşısında Türkiye'nin eski seküler muhafızlarının hareket edeceği şekilde hareket ettiği savunulabilir ancak bir farkla. Eski seküler seçkinler, muhtemelen Türkiye'yi böylesine zor bir durumla hiç karşı karşıya bırakmaz, iyi ya da kötü, Suriye krizine müdahil olmaktan özenle kaçınırlardı.

Türkiye - PKK/YPG krizine Washington'un son dakikada sihirli bir çözüm getirmemesi durumunda geleceğe dair olası senaryo, ABD'nin nihayetinde kendini NATO müttefiki ile Suriye'deki en etkili vekili arasında seçim yapmak zorunda kalacağı son derece rahatsız edici bir konumda bulması. ABD'nin seçimi hangi yönde olursa olsun, bunun olumsuz sonuçları olacak. Washington Türkiye'yi seçmez ya da çok uzun süre bekletirse, ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerin, kızgın bir Ankara'nın ABD ve NATO'dan uzaklaşıp muhtemelen Rusya'ya yanaşmasına yol açacak kadar bozulacağı kesin. ABD Türkiye'yi seçerse YPG, kelimenin gerçek ve mecazi anlamıyla, savaşmadan pes etmeyecektir. YPG bulunduğu noktaya gelene kadar çok uğraştı, çok şey elde etti ve bunların bedelini çok fazla kanla ödedi. Rusya, Esad ve hatta İran, hayal kırıklığına uğramış bir YPG'den faydalanmak için kenarda bekliyor olabilirler. Bu sadece Türkiye için değil ABD için de stratejik bir kabus.

IŞİD krizinin kaldırdığı toz yavaşça çekilirken şimdi Suriye iç savaşının yarattığı bölgesel felaketi net bir şekilde görebiliyoruz. Her bir aktörün hedefinin ne olduğu, bunun nedeni ve buna nasıl ulaşmaya çalıştığı konularında aşırı basit ve anlık duruma dayalı değerlendirmeleri geride bırakmanın zamanı geldi. Bunu yapmak için, Türkiye'nin uzun vadedeki Suriye duruşunu anlamaya çalışmak zorunlu bir adım.

tercumeodasi.org




Son Çeviriler