İran'da rejim değişikliği - WSJ

"İran'ın şu anki iç yapısı, 1970'lerin Sovyetler Birliği'ne kıyasla muhtemelen daha zayıf. Rejimi çökertmek için bir stratejinin oluşturulması zor değil."


R. M. Gerecht (FDD) - R. Takeyh (CFR) / The Wall Street Journal / 11.06.2018


Trump’ın İran nükleer anlaşmasından çekilme ve İslam Cumhuriyeti’ni yoğun baskı altına alma kararı öngörülebilir bir tepkiye neden oldu. Kararı eleştirenler geçmişteki deneyimlere, özellikle olumsuz sonuçlar getirmiş 1953 darbesine dikkat çekerek bu stratejiye karşı çıkıyorlar. Fakat geçmişe daha yakından bakmak, değişimi sağlamanın en iyi yolunun rejimin çöküşüne yönelik bir çevreleme politikası olduğunu gösteriyor.

Batılılar genellikle İran'ın, bir zamanlar ABD’nin SSCB'ye bakışında olduğu gibi, mutlak bir otokratik istikrara sahip olduğunu düşünüyorlar. Amerikan ve Avrupalı yetkililer, mollaların baskı araçlarını yenilmez olarak görme eğilimindeler. Fakat geride kalan yüzyılın büyük bir bölümünde İran, kendi ayrıcalıklarını korumak isteyen yönetenler ile özgürlük arayışındaki yönetilenler arasındaki çetin bir mücadeleye sahne oluyor.

1905 Anayasal Devrimi, halkın temsili kavramını İran'a getirdi. 20. yüzyılın ilk yarısı boyunca güçsüz parlamentolar bu temsilin sağlanması konusunda pek etkili olamadı. Eşraf kesimi köylüleri, işçileri ve aşiretleri kontrol altında tutarak parlamentoyu belirliyordu. Jeffersoncu bir demokrasi olmasa da sistemin meşruluğu vardı. Toprak, aile, gelenek ve seçimler üzerinden birbirine bağlı olan yönetici sınıfı ve halk, sorunları ele almak için mekanizmalar yarattı. Sonuç olarak, parlamentolar yerel kaygılara duyarlıydı.

İlk Pehlevi hükümdarı Rıza Şah çağdaşlaşma adına kendi iradesini empoze ederek bu sistemi zayıflattı. 1941'de tahttan indirilmesinin ardından anayasal idare yeniden güçlendi. Yine de, İran'ın demokratik evrimini raydan çıkarmaya çalışan kişi, 1953 darbesiyle indirilen Başbakan Muhammed Musaddık'tı. Bir an için alçak CIA entrikalarını unutun; 1953' darbesi bir İran girişimiydi.

Bugün Amerikan müdahaleleri ile ilgili temel bir kural var: Tango için iki kişi gerekli ve 1953 darbesi bunun kanıtı. Bir zamanlar hukukun üstünlüğünün ve ulusal egemenliğin savunucusu olan Musaddık, Parlamento'nun 1951 yılında Anglo-Fars Petrol Şirketi'ni devletleştirmesinden sonra giderek otokratik ve kibirli bir idareci oldu; bu kararın mali açıdan yıkıcı artçı sarsıntıları atlatmaya çalışırken seçimlerde hile yaptı, Meclis'i dağıtmaya çalıştı ve monarşinin güçlerini gasp etti.

İran’ın politikacıları, komutanları ve mollaları başbakanı iktidardan indirmek için bir araya geldiler. Halk çoğunlukla Muhammed Rıza etrafında toplandı. CIA, darbe planlamasına dahil oldu ancak ilk operasyon başarısız olunca vazgeçti. İranlılar darbe sürecinin kontrolünü ellerine aldılar ve başbakanı indirildi. Bunu yaparken ekonomilerini yeniden canlandırmaya ve politik kurumlarını korumaya çalıştılar. Musaddık, CIA genel merkezinde tasarlanmış bir komplo yüzünden değil, ülkesindeki elitleri ve halk desteğini kaybettiği için düştü.

Muhammed Rıza 1971'de kendisine "kralların kralı" unvanını verdikten sonra idari düzeni bozmak için elinden geleni yaptı; İran’ın petrol gelirlerinin çoğunu silahlara harcadı, Meclis'i bir noter konumuna düşürdü, din adamlarını kendinden uzaklaştırdı, beceriksiz gizli polisi halkın nefretini kazanmayı başardı ve eski elitin yerine bir grup dalkavuğu getirdi.

Yine de, Şah'ı deviren 1979 devrimi, demokrasi isteyen halkı hayal kırıklığına uğratmaya mahkumdu. Teokrasiden vazgeçen ilk seçmenler öğrencilerdi ve 1999'daki protestoları, rejimin reform girişimini sonlandırdı. Ardından 2009'da devasa Yeşil Hareket geldi. Büyük protestolara yol açan hileli bir cumhurbaşkanlığı seçimi, orta sınıf içinde rejimi gözden düşürdü. Aralık 2017'de yaklaşık 100 İran kenti ve kasabasında protestolar patlak verdi. Dindarlık ve refah devleti üzerinden teokrasiye bağlanmış olan yoksulların rejimin son kalesi olduğu düşünülüyordu ancak bu kez lanet okudular.

Bu polis devleti yapısının bir aparatçığı olan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, bir nükleer anlaşmanın yabancı yatırımları artırarak halktaki hoşnutsuzluğu yatıştıracağını düşünüyordu. Bu ümit, Trump'ın göreve gelmesinde de önce yok oldu. Güvenilir bir bankacılık sisteminden mahrum olan ya da hukukun üstünlüğü ilkesinin yanından bile geçmeyen İslam Cumhuriyeti, yeterli miktarda yatırımcı çekmek için fazla çalkantılı. İran'ın şu anki iç yapısı, 1970'lerin Sovyetler Birliği'ne kıyasla muhtemelen daha zayıf.

Çağdaş İran tarihinin ana teması, kendisini tiranlıktan (monarşik ve İslamcı) kurtarmaya çalışan bir halktır. Rejimi çökertmek için bir stratejinin oluşturulması zor değil; ABD İran tarihinden ve Sovyetler Birliği ile ilgili deneyimlerden faydalanabilir. Bu iş sabır gerektirecek. İranlılar genellikle 1953 için ABD’yi suçlamıyorlar. Devrimci elitin, yolları sıklıkla ABD’ye ve İngiltere’ye düşen çocukları da öyle. Washington için en büyük engel, kendi kendisine empoze ettiği yaklaşımı. ABD'nin İranlıların demokrasi arayışını ciddiye alması gerekiyor.

tercumeodasi.org




Son Çeviriler