Nükleer füze antlaşmasının sonu: Kontrolsüz Silahların Geleceği - Valday Kulübü

"ABD'nin çekilme kararı aslında, söz konusu antlaşma kapsamında hiçbir yükümlülüğü olmadığından, yükselen bir güç olarak Çin'le ilgili."


Ulrich Kühn / Valday Tartışma Kulübü / 23.10.2018

ABD Başkanı Donald Trump, amacı kara konuşlu füzeleri sınırlandırmak olan Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Antlaşması'ndan (INF) çekilebileceğini duyurdu. Kesin karar, önümüzdeki birkaç hafta içinde alınabilir. Silah kontrol süreci tehdit altında. Bu antlaşmanın sonlanması küresel güvenlik için ne anlama geliyor; ABD, NATO ve Rusya arasındaki ilişkileri nasıl etkileyecek ve gerçek bir askeri çatışmaya yol açabilir mi? Silahsızlanma ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önlemek için Viyana Merkezi (VCDNP), Nükleer Politika Programı (NPP), ve Uluslararası Barış İçin Carnegie Vakfı'nda araştırmacı olan Dr. Ulrich Kühn, valdaiclub.com'a verdiği röportajında bu konulara değindi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın INF anlaşmasından çekileceği açıklaması, uluslararası güvenlik için son derece muazzam sonuçlar doğuracak. Antlaşmanın ortadan kalkması, her şeyden önce, ABD, ve muhtemel ki Rusya'nın, orta ve kısa menzilli füzeleri geliştirmek ve konuşlandırmakta özgür olacağı anlamına gelir. Soru şu: Bunun etkisi ne olur? Bu durumun derhal sonuç doğuracağı iki bölge var; biri Avrupa, diğeri ise Doğu Asya.

Avrupadaki Füzeler

Antlaşmanın sonlanması Avrupa için, Sovyet füzelerinin Batı Avrupa'yı tehdit ettiği 1980'lerin başlarındaki şartlara geri dönüleceği; NATO için ise, aynı tür silahları Avrupa sahasına konuşlandırıp konuşlandırmamak konusunu düşünmek zorunda kalacağı anlamına geliyor. Sorun şu ki, Avrupalı müttefikler buna pek sıcak bakmıyor; Fransa, Almanya ve Hollanda gibi birçok devlet yeni nükleer silahlara ev sahipliği yapmak istemiyor. Ancak, Rusya'nın doğrudan tehdidi altında olduklarını düşünen Polonya, Baltık ülkeleri gibi devletler, NATO'nun bu yöndeki bir kararına olumlu bakabilir.

Anlaşmanın çöküşü, Avrupa'nın genel güvenliği için yıkıcı sonuçlar doğuracak, çünkü AB üye ülkeleri arasında bir çatlağa yol açacak: Bazıları ABD'nin tutumunu destekleyecek, bazıları karşı çıkacak.

Avrupalıların, ABD füzelerinin konuşlandırılmasına direnmeleri iki nedenden ötürü çok zor olacak. İlk olarak, bu durum Rusya'nın tepkisine bağlı olacaktır. Rusya'nın anlaşmayı ihlal ettiği zaten iddia edildi ve NATO, Rusya'nın orta menzilli seyir füzelerinin geliştirdiğini ve sınırlı da olsa bunları konuşlandırdığını düşünüyor. Rusya bu konuşlandırmayı özellikle Rusya'nın Avrupa bölgesine doğru genişletmeye karar verirse, o zaman Avrupalı NATO müttefikleri daha fazla Rus tehdidi altında olduklarını düşüneceklerdir. O zaman tartışma, elbette, bununla ilgili herhangi bir şey yapıp yapmayacaklarına karar vermek olacak ki bu da söz konusu füzelerin konuşlandırılması yönünde bir anlaşmaya varılması demek.

Rusya antlaşmaya bağlı kalırsa ve Rus topraklarında büyük bir nükleer silah artışı görmezsek, durum farklı olacaktır. Polonya, üç Baltık ülkesi ve belki Romanya gibi, kendilerini tarihsel olarak Rus tehdidi altında hisseden devletler, bu ABD füzelerini kendi topraklarına yerleştirmeye karar verebilir. NATO'da oybirliği ile veya ABD ile bu ülkeler arasındaki ikili anlaşmalar yoluyla alınabilecek bu kararın, NATO ittifakı içindeki birlik ve beraberliğe çok olumsuz bir etkisi olur.

Çin

Doğu Asya'ya bakacak olursak, ABD'nin çekilme kararı aslında, söz konusu antlaşma kapsamında hiçbir yükümlülüğü olmadığından, yükselen bir güç olarak Çin'le ilgili. Buradaki soru, ABD'nin bu tür silahları nereye konuşlandırabileceği. Güney Kore'de büyük bir istek yok, Japonya'ya baktığımızda tartışma biraz farklı olabilir çünkü Abe hükümeti nükleer silahlarla daha çok ilgileniyor. Eğer Japonya da ABD’nin talebini geri çevirirse, ABD bu füzeleri yalnızca küçük Guam adasına yerleştirebilir ve bu da adayı bir çatışma durumunda Çin için ideal bir ilk saldırı hedefi haline getirir.

Donald Trump'ın Çin'in de antlaşmaya dahil edilmesi önerisinden hareketle antlaşmanın genişletilmesi ihtimalini düşündüğümüzde, Pekin'in böyle bir düzenlemeyle pek ilgilenmediğini görüyoruz. Orta menzilli füzeler (500-5.500 km) Çin'in savunması için ideal. Çin'in bu füzeleri var, güvenliği için onlara ihtiyaç duyuyor ve Çin, sırf ABD istiyor diye bu sistemlerden vazgeçmez. ABD'nin karşılık olarak Çin'e neler sunabileceğini düşünmesi gerekecek ama şimdilik ortada işe yarar hiçbir şey görmüyoruz.

Daha az antlaşma daha çok risk demek

Küresel silah kontrolü üzerindeki genel etki daha da yıkıcı olacaktır, çünkü bu anlaşması olmadan, START antlaşması (ABD ve Rusya arasındaki stratejik nükleer kuvvetler konusunda ikili antlaşma) da muhtemelen çökecektir. Bununla birlikte, antlaşmaların çöküşünün NATO ile Rusya arasında derhal bir askeri çatışmaya yol açması pek muhtemel olmasa da, iki taraf arasındaki yanlış algılama ve yanlış anlama riskini artıracağı kesin.

Silah kontrol antlaşmaları neden yapılır? Bu antlaşmalar güven oluşturucu önlemler sunar ve tarafların birbirlerinin kapasitelerini kontrol altında tutmada şeffaflık sağlar. Yani silah kontrol antlaşmaları belirli bir güven seviyesi sağlar ve şimdi bu seviye ortadan kalkacak.

NATO ile Rusya arasında gerginliğin arttığı mevcut durumda küçük bir yanlış anlaşılma ya da kaza, gerginlikte tırmanışa yol açabilir. Ve silah kontrolü alanında daha az anlaşmaya sahip olduğumuzda, bazı kasıtsız olayların çatışmalara yol açma riski artıyor.

tercumeodasi.org

Blogger tarafından desteklenmektedir.