&&&

Çin COVID-19 salgınından hukuken sorumludur ve tazminat talepleri trilyonları bulabilir - WOTR


James Kraska / War On The Rocks / 23.03.2020

Yeni koronavirüs Wuhan'da Aralık ortasından Ocak ortasına kadar yayılırken, Çin devleti halkına salgın hakkında, açıkça görüldüğü gibi kasten yanlış bilgiler verdi. Egzotik ve vahşi hayvanların da satıldığı Huanan Deniz Ürünleri Pazarı çalışanları ve müşterilerinde influenza benzeri yeni bir hastalık salgını Aralık ayı ortasında tespit edildi. 26 Aralık'ta, birden çok Çin haber kuruluşu, ürkütücü bir keşif yapan anonim bir laboratuvar teknisyeninin haberini yayınladı: Bu hastalığa, SARS'a yüzde 87 oranında benzer yeni bir koronavirüs neden oldu.

Wuhan Merkez Hastanesi'nde bir göz doktoru olan Li Wenliang, 30 Aralık'ta bir çevrimiçi sohbet odasında alarm zilini çaldı. O gece Wuhan halk sağlığı yetkilileri, ortaya çıkan “nedeni belirsiz zatürre” hakkında bilgi istedi, ancak Li'nin SARS veya yeni bir koronavirüse dair söylediklerini göz ardı etti. Li ve virüsün ortaya çıkışını duyurmaya çalışan diğer tıp uzmanları rejim tarafından baskı altına alındı veya hapse atıldı. 1 Ocak'ta resmi Xinhua Haber Ajansı, “Polis, internette söylentiler üretilmemesi, söylentilerin yayılmaması, söylentilere inanılmaması çağrısında bulundu” şeklinde uyarı yaptı. Li'nin sohbet odası konuşmasından dört gün sonra, Kamu Güvenlik Bürosu memurları, onu, “uydurma ifadelerde” bulunduğuna ve bu ifadelerinin “sosyal düzeni ciddi şekilde bozduğuna” dair bir beyan imzalamaya zorladı. Çin'de halk arasında bir kahraman haline gelen Li, COVID-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Çin, alarm zilini çalan, şaşkınlık içinde olsalar bile halka yönelik tehlikeyi azaltan diğer doktorları susturdu. Devlet medyası virüs hakkındaki bilgileri örtbas etti. Yetkililer salgının merkez üssü olan pazarı kapatmış olsalar da, yabani hayvan satışını durdurmak için başka adım atmadı. 22 Ocak'a kadar, virüs henüz sadece 17 kişiyi öldürüp 570'den fazla insanı enfekte ettiğinde, Çin bu koronavirüsle ilgili haberleri “panik yaratıcı” olarak değerlendirerek sansürü sıkılaştırdı. “Vaka sayıları artarken bile, yetkililer yeni enfeksiyonların muhtemelen görülmeyeceğini tekrar tekrar ilan ettiler.”

31 Aralık'ta Wuhan Belediye Sağlık Komisyonu, “önlenebilir ve kontrol edilebilir” bir mevsimsel grip olarak tanımladığı hastalıkta, insandan insana bulaşmanın görülmediğini açıkladı. 1 Şubat'ta New York Times, hükümetin salgını ilk ele alış biçiminin virüsün kuvvetli bir zemin kazanmasına izin verdiğini yazdı. "Kritik anlarda yetkililer, kamuoyunda panik yaratmaktan ve siyasi utançtan kaçınmak için gizlilik ve düzeni, büyüyen krizle açıkça yüzleşmenin önüne koymayı seçti.”

Çin yeni koronavirüs hakkında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile hızlı bir şekilde bilgi paylaşmadı. Örneğin Çin, 1.700 sağlık çalışanının enfekte olduğunu açıklamadan önce, krizin yaklaşık iki ayını doldurduğu 14 Şubat'a kadar bekledi. Sağlık çalışanlarına yönelik riske ilişkin bu tür bilgiler, bulaşma yollarını anlamak ve virüsü sınırlandıracak stratejiler geliştirmek için oldukça önemlidir.

Çinli yetkililer, DSÖ'deki uzmanların hastanelerdeki bulaşmalara dair verilerle çalışmasını engelledi. Çin’in DSÖ’ye açık ve şeffaf şekilde bilgi verememesi ahlaki bir çöküşten daha fazlası; uluslararası hukuk kapsamında diğer ülkelere borçlu olduğu bir görevi yerine getirmemesidir ve şu anda salgından etkilenen yaklaşık 150 ülke Çin'den yasal tazminat talebinde bulunabilir.

Ne yazık ki, Çin’in bilgi vermekten kaçınması otokratik uygulamaların bir parçası ve 18 yıl önce SARS krizini kötüleştiren tutumunun tekrarı. O dönemde Çin, SARS salgınını örtbas etmeye çalıştı ve bu durum DSÖ üye devletlerinin 2005 yılında yeni Uluslararası Sağlık Tüzüğü benimsemesine yol açtı. Her iki durumda da, Çin samimi bir şekilde ve yasal yükümlülüklerine uygun olarak hareket etseydi, hem Çin'de hem de dünya genelinde binlerce ölümün önüne geçilirdi. Center for Strategic and International Studies'de Çin çalışmalarının başında bulunan Jude Blanchette, Çin’in sağlık sistemi modernize edilmiş olsa da, politik sisteminin gerilediğini ifade ediyor.

Uluslararası Sağlık Tüzüğü

Yasal olarak bağlayıcılığı bulunan 2005 tarihli Uluslararası Sağlık Tüzüğü'ne taraf 194 ülkeden biri olan Çin, uluslararası sonuçları olabilecek bir halk sağlığı acil durumunda hızlı bir şekilde bilgi toplamak ve paylaşmakla yükümlüdür. Yasal olarak bağlayıcı Uluslararası Sağlık Tüzüğü, 1969 yılında altı bulaşıcı hastalığı (kolera, veba, sarı humma, çiçek hastalığı, tekrarlayan ateş ve tifüs) kontrol altında tutmak için Dünya Sağlık Asamblesi tarafından kabul edildi. 2005 yılında yapılan düzenlemede, vahşi tip poliovirüs kaynaklı çiçek hastalığı ve çocuk felci, SARS ve yeni tip influenza hastalıkları listeye eklendi.

Uluslararası Sağlık Tüzüğü'nün 6. maddesi, ülkelerin muhtemel bir pandemiyi önleme çabalarına katkı sağlamak amacıyla, halk sağlığına yönelik potansiyel bir acil durum hakkında DSÖ'ye hızlı, zamanında, doğru ve yeterince ayrıntılı bilgi verilmesini gerektirmektedir. Ayrıca 10. madde, patojenik mikroorganizmalara dair resmi olmayan bildirimlerle ilgili olarak DSÖ'ye devletlerden bilgi ve doğrulama talep etme yetkisi vermektedir. Devletlerin 24 saat içinde eksiksiz bilgi vermeleri ve ortaya çıkan risklerin işbirliği içinde değerlendirilmesine yönelik çalışmalara katılmaları zorunludur.

Fakat Çin, DSÖ'nün Ocak ayı sonunda (ve Şubat ayı başlarında ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri'nin) salgına yönelik araştırmalara yardım etme tekliflerini herhangi bir açıklama yapmadan reddetti. 26 Şubat'ta Washington Post'taki haberde, Çin'in “DSÖ yetkililerinin ve diğer uzmanların beklediği ve ihtiyaç duyduğu ayrıntılı bilgileri göndermediği” belirtildi. DSÖ daha sonrasında çabaları nedeniyle Çin'i överken, Georgetown Üniversitesi'nin O'Neill Ulusal ve Küresel Sağlık Hukuku Enstitüsü'nden Mara Pillinger, Pekin'in yaptığı kısmi işbirliğinin, Çin'den en azından bazı yararlı veriler elde etmekte olan DSÖ'nün, "kamuoyu önünde Çin'le karşı karşıya gelmesini siyasi olarak zorlaştırdığını” ifade etti.

Çin’in yasal yükümlülüğü

Çin’in bu kasıtlı davranışı sadece hatalı bir eylem mi, yoksa yasa dışı mı? Eğer öyleyse, diğer devletler için bir kanuni çözüm yolu var mı? Uluslararası Hukuk Komisyonu'nca hazırlanan 2001 tarihli Uluslararası Haksız Bir Fiilden Ötürü Devletin Sorumluluğu (HFDS) belgesinin 1. maddesi uyarınca, devletler uluslararası düzeydeki haksız fiillerinden sorumludur. Devletlerin sorumluluklarının yeniden şekillendiren bu belge, tüm devletleri bağlayan uluslararası teamül hukukunun temel bir ilkesini yansıtacak şekilde devletlerin katılımıyla hazırlanmıştır.

Haksız fiiller, “devlete atfedilebilir” olan ve “uluslararası bir yükümlülüğün ihlali anlamına gelen” eylemlerdir. (Madde 2). Eylem, merkezi hükümetin yürütme, yasama veya yargı organları yoluyla yapılmış olduğunda devlete atfedilebilir (Madde 4). Çin’in ihmalleri yerel düzeyde başlayıp, Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri Xi Jinping'e kadar hızla yayıldı. Ülke içinde yükselen eleştirilerin en önde gelen ismi işadamı Ren Zhiqiang, Xi'nin koronavirüs salgınını yanlış yönettiğini ve “güç peşinde bir palyaço” olduğunu söyledi. Ren çok geçmeden ortadan kayboldu.

Sorumluluk, Wuhan'daki yerel yetkililerinden, Çin devletinin tüm organları demek olan ve bu nedenle eylemleri Çin'e atfedilebilir olan Xi'nin kendisine uzanıyor. “Devlet organı”, ulusal yasalar uyarınca hareket eden tüm kişi veya kuruluşları içerir. Çin, yerel yönetimlerin veya devlet medyasının eylemlerinin merkezi hükümete atfedilmesini reddedecek olsa bile, merkezi hükümetin verdiği onaylar söz konusu eylemleri Pekin'e atfedilebilir kılıyor. (Madde 11).

Haksız fiil, uluslararası bir yükümlülüğün ihlali anlamına gelir. (Madde 11) İhlal, “bir yükümlülüğün gerektirdiği şeye uymayan eylemdir”. Uluslararası Sağlık Tüzüğü uyarınca Çin'in DSÖ ile süratle ve şeffaf bir şekilde bilgi paylaşmaması yasal yükümlülüklerin art arda ihlal edilmesi anlamına gelir. (Madde 14) Sonuç olarak Çin, uluslararası haksız fiillerden ötürü yasal olarak sorumludur. (Madde 28) Çin'in sorumluluğu, haksız fiillerden kaynaklanan zararların tazminini içerir.

Çin kasıtlı olarak küresel bir pandemi yaratmadı, ancak Çin'in suistimalleri kesinlikle bu salgının sebebidir. Southampton Üniversitesi'nde hazırlanan bir epidemiyolojik model, Çin'in sorumlu bir şekilde sadece bir, iki veya üç hafta daha hızlı davranmış olması durumlarında, virüsle enfekte olanların sayısının sırasıyla yüzde 66, yüzde 86 ve yüzde 95 oranında azaldığını gösteriyor. Uluslararası Sağlık Tüzüğü'ne yönelik yasal taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle, Çin Komünist Partisi,  önemli maddi zararları olan küresel salgına izin vermiştir.

Artan yeni vaka ve can kayıplarıyla koronavirüsün maliyeti her gün büyüyor. Devletler tarafından zararı sınırlamak için uygulanan hafifletme ve baskılama önlemleri küresel ekonomiyi mahvediyor. HFDS'nin 31. maddesi uyarınca, devletlerin uluslararası bir haksız fiilden kaynaklanan zararlar için tazminat ödemeleri gerekmektedir. Zararlar maddi veya manevi zararları içerir. Zarara uğrayan devletler “ayni telafi, tazminat, kefaret ve tekrarlanmama güvencesi ve teminatları şeklinde” tazminat alma hakkına sahiptir. (Madde 34) Dünya, Çin’in yasal yükümlülüklerini ihlal etmesinin maliyetlerini çekmeye devam ederken, salgından etkilenen ülkelerin zararlarının tazmin edilip edilmeyeceğini göreceğiz.

Kimse Çin'in, yükümlülüklerini yerine getireceğini veya HFDS'nin gerektirdiği adımları atacağını düşünmüyor. Peki, ABD ve diğer ülkeler hakları olan tazminatı nasıl elde edebilir? Uluslararası etkisi olan bir haksız fiilin yasal sonuçları Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın prosedürlerine tabidir. Antlaşmanın XIV. bölümü, devletlerin Uluslararası Adalet Divanı veya diğer uluslararası mahkemelere başvurabileceğini kabul etmektedir. Ancak devletlerin egemenliği ilkesi, bir devletin uluslararası bir mahkemeye çıkmaya zorlanamayacağı anlamına gelir. Bu durum, uluslararası hukukun temel zayıflığını yansıtmaktadır.

Yine de, zarar gören devletler çaresiz değil. Hukuki yolların kapandığı şartlarda, devletler zararlarını bizzat tazmin yoluna gidebilirler. HFDS, devletlere, Pekin'i yükümlülüklerini ve borcunu ifa etmeye yönlendirmek için, Çin'e karşı yükümlülüklerini askıya alarak karşı tedbirler uygulama izni vermektedir. (Madde 49) Alınacak karşı tedbirler, haksız fiillerin ağırlık derecesi ve zarar uğrayan devletler üzerindeki etkilerle orantısız olmamalıdır. (Madde 51) Güç kullanma/kullanma tehdidinde bulunma, insan haklarına aykırı olmama şartıyla (Madde 50), zarar gören devletler, Pekin'i sorumluluklarını yerine getirmeye teşvik etmek ve sebep olduğu ciddi zararları karşılamak için Çin'e yönelik mevcut yasal yükümlülükleri askıya alabilir veya kasıtlı olarak ihlal edebilir.

Bu tür karşı tedbirler için seçenekler neredeyse sınırsızdır, zarara uğrayan ülkeler bireysel ve kolektif olarak hareket edebilir ve karşı tedbirlerin açıkça Çin'in haksız fiiline bağlanması gerekmez. Karşı tedbirler, BM bünyesindeki 15 örgütün dördüne başkanlık eden Çin'in, başkanlık pozisyonlarından ve üyeliklerden çıkarılmasını içerebilir. Devletler, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girişini tersine çevirebilir, Çin’e hava yolculuğunu yıllarca askıya alabilir, Batı medyası Çin'de yayın yapabilir ve Çin’in bilgi ekosistemini dünyanın geri kalanına kapalı tutan meşhur internet güvenlik duvarını zayıflatabilir.

Karşı tedbirlerin, normalde uluslararası hukukun ihlali anlamına gelen eylemlere izin verdiğini unutmayın. Çin'in egemenliğini ihlal ve iç işlerine müdahale olsa bile, Tayvan basınının ve görevlilerinin Çin internet duvarının ötesinde duyulmasını sağlamak, Çin Komünist Partisi'nin ülke genelinde beceriksizliğini ve yolsuzluklarını yayınlamak, Çin'in Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizi'ndeki komşularına yönelik zorlamalarını bildirmek ve Çin halkının Çin Komünist Partisi'nin küresel bir salgının ortaya çıkmasındaki sorumluluğunu anlamalarını sağlamak seçenekler arasında.

tercumeodasi.org

Blogger tarafından desteklenmektedir.